YAĞMUR

Cama bir damla daha düştü. Şiddetle cama çarptı ve süzüle süzüle camdan aşağı kaydı. Ardından bir damla daha düştü ve aynı hareketi birden fazla damla tekrarladı. Kimisi cama düşen ilk yağmur damlasının çizdiği yoldan süzüldü kimisi ise yeni bir yol çizerek camdan aşağı kaymıştı. 

Dışarda yağmur yağmaya başlamıştı. Geleli henüz bir saat bile olmamıştı ki yağmur yağmıştı. Bu bir uğursuzluk muydu? Büyükannesi olsa muhtemelen "Hoş geldin, geldiğin şehre bereket getirdin." derdi. Çünkü yağmur da bereketti ve o gelir gelmez yağmıştı. Ama annesi olsa uğursuzluk getirdin derdi. Senin gelmenle zaten bozuk olan yollar daha da bozuldu, etraf çamur içinde kaldı derdi. 

Annesini düşündü, her şeye ne kadar da kötü taraftan bakmayı severdi ama. Kendi için olumsuz olan her şey herkes için olumsuzmuş gözüyle bakardı. Annesi bazen bezdirirdi onu. Anne olmak bunu gerektiriyordu belki de, en azından popüler anne olmak bunu gerektirebilirdi. Çocuğunu, her şeyden fazla düşünme konusunda herkesten takdir toplayan anne grubundan bahsediyorum. Onlara göre çocuklar aptal ve kendi yollarını bulamazlar. Anneler ne derse o doğrudur genelde. Hatta bu durumu fazla abartıp çocuklarını aptallaştıran anneler bu gruba dahil ediliyor. Çünkü çocukları adına her şeye karar veriyorlar ve çocukları bu süreçte düşünmüyor. En azından düşünme gereğinde bulunmuyor, bu işi yapan zaten bir anneleri var öyle değil mi? 

Derin bir nefes aldı ve annesini düşünmeyi kesti. Çünkü bunu her yaptığında kendini huzursuz hissediyordu. 

Cama bir damla daha düştü. Yeniden süzüle süzüle aşağı doğru ilerledi. O sırada kafasını sertçe araç tavanına çarptı. Ne olduğunu anlayamamıştı, şoför koltuğuna doğru sinirli bir ifade ile dönüp baktı. Arabayı kullanan adam kendisine bakıldığını fark etmişti ama hiç oralı olmadı. Yoluna bakıyor ve dikkatli bir şekilde arabayı sürmeye gayret ediyordu. 

Kimdi bu adam? Yüzüne bakma gereğinde bulunmayan bu adam kimdi? Adamın sakalları uzamıştı, dağınıktı. Aynı şekilde saçları da bir ense tıraşı istiyordu. Sabah uyandığı gibi yüzünü bile yıkamadan arabaya binmiş gibiydi. Belki de arabada uyumuştu. 

Kadın tekrar cama baktı. Yağmur damlaları peş peşe cama düşmeye devam ediyordu. Kocasını düşündü. Eski kocasını. Her daim bakımlı olan, kendisine yakışıklı görünmeye çalışan, konuşkan, düşünceli, canı yanmasın diye her şeyi yapan kocasını. Evleneli 6 yıl oluyordu. Zaman ne kadar da hızlı ilerliyordu. Zaman sadece anıları değil, kocasının ruhunu da almış gibiydi. Yanında duran adam asla eski adam değildi. Artık eskisi kadar konuşma gereğinde bulunmuyordu. Önceden, birbirlerine aşık iki insan vardı ve birbirlerinin gözlerine bakarak bile anlaşabiliyorlardı. O zamanlar hayat o gözlerdeydi onlara göre. Şimdi aradan 6 yıl geçmiş ve birbirlerinin nefes alışlarını duyabiliyorlardı sadece. Neydi bu yokluk, umursamazlık, bu boşluk.. 

Araç durdu, kırmızı ışıktı. Yolda hızla ilerleyen insanlara baktı. Yağmurdan kaçmaya çalışıyorlardı. Çoğunun üstü başı ıslanmıştı. Yağmur birden bire çıkagelmişti. Kadın gelmişti aslında. Yağmur belki de ondandı. Onu karşılıyordu. Kimse, yanındaki adam bile, sevinmese ve çok aceleci bulsa bile gökyüzü sevinmişti gelmesine. Neşesini toprağa bereket vererek gösteriyordu. Yani o öyle varsayıyordu. 

Az sonra yağmur durdu, gökyüzü açıldı. Araba tekrar durdu. Gelmişti sonunda. Ne kadar olmuştu? Yedi ay galiba. Neredeyse yedi ay olmuştu. Evini çok özlemişti. Ama huzursuzdu, bir şeyler iyi gitmiyordu, kocası suratını asıyordu. İnsanlar ıslandıkları için mutsuzdu ve yağmur yağmıştı. Arabadan indi, ıslanan kaldırımda durdu derin bir nefes aldı. Etraf mis gibi toprak kokuyordu. Mis gibi hem de. Hala nasıl gelmesini kötüye bağlayabilirdi ki. Üstelik gökyüzü açılmıştı ve az sonra gökkuşağı belirmişti. Bunlar birer işaretti. Ama huzursuzdu. Çünkü kocası konuşmuyor ve surat asıyordu. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DERİNLERDE BİR YERDE

SİSTEMATİK GÜZEL