TANRILAR VE SONSUZ ARAYIŞ
Ancak diğer yarılarını- ruh eşlerini- bulamayan insanlar sonsuz mutsuzluk içinde, bir girdaba takılmışçasına cehennemi yaşamaktaymış. Çünkü ruh eşini bulmak sanıldığı kadar kolay değilmiş. Bu yüzden zamanla ruh eşlerini bulmakta farklı yollara başvurmuşlar. Mesela erkekler önüne gelen her kadının ruh eşi olabileceğini düşünerek onunla zaman geçirmeye başlamış. Aynı şekilde kadınlar da öyle. Ancak insan oğlu yaradılışı gereği hep iki yüzlüymüş. Aradıkları şeyi zamanla unutup karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürmüşler bu arayışı. Kimi maddiyat peşinde olmuş kimi ise yaradılış hazlarının. Ve yolunu şaşıranlar asla mutlu olamamışlar.
Demiştim ya ruh eşini bulamayan insanoğlu cehennemi yaşıyormuş diye, çektikleri acının son bulmayacağını anlayan insanlar tanrılardan mutluluk dilenmeye başlamışlar. Neredeyse her gün, her saat, her acı hissettiğinde tanrıya yalvarmış insanoğlu; Acılarıma son ver, diye. Ancak tanrılar bir kere küsmüşler onlara. Güvenleri zedelenmiş. İnsanoğlunu duymazlıktan gelmiş. Ancak insanlar o kadar çok acı çekiyormuş ki zamanla tanrılar onlara acımış, bir kez daha, ve ruh eşlerini bulmaları için onlara bazı işaretler yollamış. Mesela bir koku vermiş bir insana ve insan o kokunun peşinden gidince ruh eşini bulmuş ve çok mutlu olmuş.
Ancak bir sorun varmış ki tanrıların bu büyük lütfunu yalnızca gerçekten görebilen ve gerçekten sevebilenler fark edebilmiş. Yani işaretleri yalnızca bu insanlar fark etmiş. Geri kalanlar ise sonsuz bir körlük içinde cehennemi yaşamaya devam etmiş.
Göremiyorlarmış, çünkü hep daha iyisini istemişler. Hep çok daha güzelinde ya da hep çok daha yakışıklısının gelebileceğini düşünmüşler. Zamanla bu istekleri daha zengini daha gösterişlisine kaymış. Gözleri asla doymamış.
Tanrılar bu gözü doymaz insanları görüyormuş. Kendilerine lütfedilen işaretleri fark etmiyorlar diye çok kızmışlar ve onları daha ağır cezalandırmış. Tanrılar insanları hep yanlış eşlere yönlendirmiş. Her seferinde ruh eşini bulduğunu sanan insanoğlu yeni bir hayal kırıklığı ve acı ile başka bir arayışa yönelmiş. Tanrıların oyunu ile insanoğlu sonsuza dek ruh eşini bulamamış. Acı ve ıstırap asla peşini bırakmamış.
***
İnsanoğluna göre hatası neydi ki? O hep mutlu olmak istemişti. Bunun için de elinden geleni fazlasıyla yapmıştı. Hep aramıştı, sadece aramakla da kalmamış tanrıya onu üstün gördüğünü göstermek için ona yalvarmıştı da. Tanrılar neden onu görmüyordu? Neden onu sonsuz bir karanlığın pençesinde bırakmıştı? Asla anlam veremiyordu.
Belki de tanrıların insanoğlundan beklentisi farklıydı. Tanrılar insanoğluna "Dur ve arkana bak. Çizdiğin yolu gör. Sen neredesin, buraya nasıl geldin? Senin doğrun ya da hatan ne, sen fark et." demiştir. Tanrıların insanoğlundan tek isteği başlarda kendilerini fark etmeleri, onları yok saymamalarıydı. Ancak bu istek zamanla insanoğlunun kendi kendini fark etmesini istemeye dönmüştü. Hatasını fark etmesini ve düzeltebilmesini. İnsanoğlu bunu anlayabilseydi tanrılar ona ruh eşini kendi elleriyle verebilecekti.
İnsanoğlu ikiyüzlüydü. Bir yüzünde aklını, diğerinde aptallığını barındırıyordu. Ve nedense aklını barındırdığı yüzünü hep saklıyordu. Aptallığıyla hareket ederek sonsuz mutsuzluğu, cehennemi yaşıyordu. Kim bilir çizdiği yolu fark etmesi arayışının son bulacağı ana denk gelecekti belki de.
Yorumlar
Yorum Gönder