GELECEĞE MEKTUP BIRAK
Bir dizide görmüştüm; bir kadın, bundan 7 yıl sonraki hayata mektup yazıyor. Mektuptan kastım neredeyse 100 sayfalık bir deftere tüm duygularını yazıyor. Hissettiklerini, anılarını. Neredeyse her gün yazıyor bu yazıları. Yazıların içeriğinde anıları ve o anki yaptıkları var. Aslında içerik olarak boş şeyler, bilgi vermiyor hiçbir yazı. Mesela odasında otururken ortamı, sesleri ve kokuları betimliyor ya da kalabalık bir yerdeyse o an kim ne yapıyor, kim ne söylüyor veya kendi ne istiyor, neler hedefliyor, neler yaptı, neler gördü...
Diziyi izlerken aklım sürekli o kadının yazdıklarındaydı. Kadın kendince çok mantıklı bir şey yapıyordu. 7 yıl sonraki kendinin nerede olacağını bilmiyordu. 7 yıl sonraki dünyanın da nasıl olacağını bilmiyordu. Ama yazdıklarıyla 7 yıl sonraki kendini geçmişe ışınlamak, iyi zamanlarına geri getirmek, kendine bir şeyler hatırlatmak istiyordu.
Kadının yazdığı mektuplar bundan milyonlarca yıl öncesinde mağarada yaşayan insanların duvarlara çizdiği resimlerle- sembollerle aynı amacı taşıyor aslında. İlk insanlar kendilerinden birer iz bırakmak amacıyla o duvarlara yaşantılarını, düşüncelerini işliyordu. Evet günümüzde bu sembolleri kendileri okumaya çalışmıyor olabilir ama bizleri o ana ışınlayabiliyorlar. Onların yaşantısını görmek şöyle dursun onları anlamamızı da sağlıyorlar bir yandan. Onları hissetmemizi...
İlerleyen dijital çağda kalemin ve kağıdın kullanılmadığını, insan hayatının sosyal mecraların dışına çıkmadığını, duygusuz ve hissiz bir çağın olduğunu düşünelim. Daha önceden yazdığım "DİJİTAL YALNIZLIK" yazımda bu insanlardan bahsetmiştim. Yalnızlaşan ve çevresinde hisler aramaya başlayan insanoğlunun belki de benim izlediğim dizideki kadının mektuplarına denk geleceğini düşünsenize. O mektupları okuyarak mutlu olacağını ve yaşamdan tat alabileceğini. Bir de bu mektupları sizin yazdığınızı ve okuyan kişinin gelecekteki siz değil de torunlarınız olduğunu düşünün.
Her insanın rahatlamak istediğinde sığındığı bir limanı oluyor. Kimisi yoga yapıyor, kimisi müzik dinliyor kimisi ise deftere bir şeyler karalıyor- bir şeyler yazıyor. Ben hepsini denedim ve hepsinin ayrı bir hazzı olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Ama yazı yazmak, kimseyle değil kendinizle konuşmak, kendinize karşı dürüst olmak ve kendinize içinizi dökmek yapılabilecek bana göre en iyi terapi. Şimdi dizideki kadının yerine kendimi koyuyorum ve gelecekte yazdıklarımı torunlarımın okuduğunun hayalini kuruyorum. Bu benim için ne büyük bir mutluluk olurdu ama. Torunlarıma benden kalan en güzel hazine olurlardı muhtemelen.
Yorumlar
Yorum Gönder